Sepetiniz boş görünüyor
"Serçe parmağım, serçe parmağım nerdesin?
Burdayım.
Nasılsın efendim? Teşekkür ederim.
Parmak kaç, parmak kaç."
Küçüklük ve sevimlilik hissi uzuvlarımıza kadar işlemiş; cıvıltısıyla çocukluğumuzu renklendiren serçeler… Peki, çocuklarımız serçeyi gerçekten tanıyabilecek mi?
Bizim çocukluğumuzda serçeler hayatın içindeydi. Sokaklarda, avlularda, ağaç dallarında… Sabahları cıvıl cıvıl sesleriyle günümüze eşlik ederlerdi. Bazen yere düşen simit kırıntılarının eşlikçisi, bazen gönül penceremize konan bir misafir, bazen de bahçedeki dallarda bir buket cıvıltısıyla hikâyelerimize ses katan o minik serçe… Onlar, şehir hayatının en narin ve zarif sakinleriydi.
İnsanlara yakın çevrelerde yaşayan, göçücü olmayan, konik gagalı Passeridae familyasına mensup serçe kuşlarına Fransız zoolog ve doğa filozofu Mathurin Jacques Brisson, 1760 yılında “passer” ismini vermiştir. İnsan yerleşimlerinin olduğu dünyanın hemen her yerinde bulunabilen bu zıp zıp kuşlar; insanlarla iç içe yaşamayı sevdikleri için şehirlerde, köylerde, tarlalarda, bahçelerde ve tarımsal alanlarda yaygın olarak görülürler.
Bilim insanları serçeleri çoğu zaman ekosistemin sağlık göstergelerinden biri olarak kabul eder. Bir şehirde serçelerin sayısı azalıyorsa, bu genellikle doğadaki diğer dengelerin de bozulduğunu gösterir. Çünkü küçük bir kuş olmalarına rağmen serçeler doğa için oldukça önemli bir role sahiptir. Örneğin yavrularını büyütürken çok sayıda böcek tüketerek zararlı böceklerin kontrol altında tutulmasına yardımcı olurlar. Aynı zamanda tohumlarla beslenir, yedikleri tohumları farklı yerlere taşıyarak bitkilerin yayılmasına katkıda bulunurlar. Bunun yanında bazı yırtıcı kuşlar için de besin kaynağıdırlar. Özetle serçeler, doğanın ve biyoçeşitliliğin önemli kahramanlarındandır.
Avrupa’da yapılan geniş kapsamlı çalışmalar, 1980’lerden bu yana yüz milyonlarca serçenin kaybolduğunu gösteriyor. Türkiye, 8 farklı serçe türü ile bu familyanın sık görüldüğü ülkelerden biri iken, bugün betonlaşma, çarpık şehirleşme ve habitat kaybı nedeniyle serçe nüfusunu kaybeden ülkelerden biri olma yolunda ilerliyor.
Tarihe baktığımızda şehirlerin kuşlarla kurduğu mimari ilişki geçmişte çok farklıydı. Örneğin Osmanlı döneminde, kuşların yuva edinmeleri için camiler, çeşmeler ve hanlar gibi kamusal yapıların duvarlarına kuş evleri yapılırdı. Bu küçük mimari ayrıntılar, kuşların şehirlerde güvenle yaşayabilmesi için düşünülmüş zarif çözümlerdi. Bugün ise büyük şehirlerde doğayı merkeze almayan mimari anlayış ve yeşil alanların azalması, serçelerin yaşamını giderek zorlaştırıyor. Bir zamanlar şehirlerde bolca bulunan böcekler, tarım ilaçlarının artmasıyla azaldı. Betonlaşma da habitat kaybını hızlandırdı. Bunun yanında kargalar ve kediler gibi avcıların artması da serçeler üzerinde baskı oluşturmaya devam etti. Kentsel dönüşümle birlikte eski binalar yıkılmaya başladı; o binaların saçaklarında yuva yapan kuşları düşünen olmadı.
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Ormancılık Meslek Yüksekokulu öğretim görevlisi ve kuş bilimci Ergün Bacak, şehirlerde serçelere artık daha az rastlandığını vurguluyor. Bacak’a göre değişim aslında çok net: Önce yeşil alanlar azaldı, ardından mimari değişti. Böylece serçelerin önce beslenme, sonra da yuvalama alanları kayboldu.
Artık yuvalarını nereye yapacaklar?
Ne enteresandır ki, dünyada serçe parmağını serçe kuşuyla ilişkilendiren yegâne ülkeyiz. İngilizcede “pinky”, İspanyolcada “meñique”, Fransızcada “l’auriculaire” ya da yaygın adıyla “petit doigt”, Almancada ise “kleiner Finger” olarak adlandırılır. Bu isimler parmağın boyutunu ve fonksiyonunu doğrudan ifade ederken, Türkçede bu küçük parmağın adı neden bir kuşla anılıyor? Uygur Türkçesinde “kiçig” (küçük) ve “erŋek” (parmak) kelimeleriyle tanımlanan bu parmak, Karahanlılar döneminde “çıçalak” olarak kullanılmıştır. Uzun dil yolculuğunun sonunda Türkiye Türkçesinde “serçe parmak” şeklinde evrilmiştir. Bu adlandırma, Türk dilinin ses ve söz varlığı özelliklerini ve bu minik kuşun kültürümüzdeki yerini yansıtır. Serçe kuşunun ekosistemdeki denge göstergesi olması ile serçe parmağımızın vücudumuz için sağladığı denge arasında da anlamlı bir paralellik vardır.
Bir elin beş parmağının en sevimlisidir serçe parmağı. Bugün çocuklarımız beş parmağımızın gözdesi olan serçe parmağın adını biliyor; ama o ismin işaret ettiği kuşu ne kadar tanıyor?
Serçeler yok olurken biz sadece bir kuşu değil, çocukluğumuzun seslerini, uzuvlarımızın anlamını da kaybediyoruz. Bir gün serçeler tamamen kaybolursa, serçe parmağı hâlâ aynı duyguyu taşıyabilecek mi?
Bugün 20 Mart Dünya Serçe Günü…
Pencerenizin önüne ya da balkonunuza, çocuğunuzla birlikte kuşlar için biraz su ve birkaç ekmek kırıntısı bırakmaya ne dersiniz?
Belki bir serçe gelir… Ve bir hatıra geri döner.
#omurgamyesil #dünyaserçegünü #serçe #ekosistem #biyoçeşitlilik #sürdürülebilirlik #çocuklar #doğa #ekookuryazarlık