Sepetiniz boş görünüyor
Çocuklarımıza doğayı kalpten sevmeyi, yaşam seçimlerimiz ile korumayı nasıl öğretmeli? Geleceği dönüştürmek, bugün bir çocuğa bir hikâye okumakla mümkün olabilir mi?
İklim krizi, biyoçeşitlilik kaybı ve artan çevresel riskler, birlikte değiştiğimiz bu dünyada hepimizi daha bilinçli bir geleceğin peşine düşmeye çağırıyor. Bu geleceği inşa edecek olanlar ise mevcut sürecin uygulayıcıları olarak yetişkinler, ebeveynler ve içinde yaşadığımız dünyanın parçası bugünün çocukları… Araştırmalar, sürdürülebilirlik bilincinin erken yaşlarda şekillendiğini ve bu dönemde edinilen değerlerin yaşam boyu kalıcı olduğunu gösteriyor. Stanford Üniversitesi’nin 2020 çalışmasına göre, ebeveynlerin günlük pratikleri çocukların çevresel davranışlarını %70 oranında etkiliyor. Sürdürülebilirlik eğitimi ise, çocuklar için sadece bir bilgi alanı değil; onların dünyayı algılama biçimini dönüştüren bir yaşam rehberi. Çocukların sürdürülebilirliği öğrenmesinin en büyük önemi, doğa ile insan arasındaki bağı kavramalarını sağlamasıdır. Böylece kendi davranışlarının çevre üzerindeki etkisini fark eder ve küçük ama olumlu değişikliklerle dünyanın kaynaklarını koruyabileceklerini öğrenirler. UNESCO’nun Eğitimde Sürdürülebilir Kalkınma yaklaşımı da tam olarak bunu vurguluyor. Çocuklar yalnızca bilgi toplayan bireyler değil; düşünen, sorgulayan, çözüm üreten ve dünyayı iyileştirme kapasitesine sahip değişim elçileridir. Yeter ki onlara bu alanı tanıyalım, onları doğru bilinç ile buluşturmaya önce biz yetişkinler gönüllü olalım.
Erken çocukluk döneminde sürdürülebilirlik eğitimi yalnızca geri dönüşümü öğretmek olarak tanımlanmıyor; çocuklarda çevreye, topluma ve gelecek kuşaklara karşı bir sorumluluk duygusu geliştirmek anlamına geliyor. Çocuklara bu bilinci aktarırken sürdürülebilirliğin 7R modeli önem kazanıyor. İngilizce’den Türkçe’ye çevrildiğinde her bir kelimenin ilk harfi R ile yazılamadığından bu kural Türkçe’ye 7R modeli olarak kazandırılımış. Peki nedir bu 7R’nin kapsamı?
Düşün (Reflect) – Yaptığımız her davranışın çevre üzerindeki etkisini sorgulamak, dünyadaki kültürel çeşitliliği fark etmek
Saygı (Respect) – Dünyaya, kültürlere, çeşitliliğe ve birbirimize değer vermek
Reddet (Refuse) – Gündelik tüketim pratiklerini sorgulamak. Sürdürülebilir olmayan ürün ve uygulamalara “hayır” diyebilmek
Azalt (Reduce) – Daha azıyla daha fazlası mümkün olduğunu unutmamak
Tamir et (Repair) – Eşyaları atmak yerine onları onarmak
Yeniden Kullan (Reuse) – Eski eşyalara yeni kullanım alanları yaratmak
Geri Dönüştür (Recycle) – Atıkları doğru şekilde ayrıştırıp uygun biçimde geri dönüştürerek fayda alanını genişletmek, kullanım süresini arttırmak
Sade bir dille özetlenebilen 7R modeli bu yolculukta sürdürülebilir alışkanlıkları günlük yaşamın içine yerleştirmek için bütüncül ve ilham verici bir çerçeve sunuyor. Bu yaklaşımın benimsenmesi, çocukların daha ilk yıllardan itibaren çevreye duyarlı ve sorumlu bireyler olarak yetişmesini destekler. Saygı duymayı, israfı azaltmayı, yeniden kullanmayı, onarmayı ve sorgulamayı öğreten bu yaklaşım, çocukların yalnızca çevreyi değil, kendi yaşamlarını da sürdürülebilir biçimde düzenlemelerine yardımcı olur.
Ebeveynler çocukların ilk rol modelleridir, bu nedenle evde uygulanan alışkanlıklar çocuklar üzerinde büyük etki yaratır. Bu dönüşümü hane içi pratiklerle desteklemek ve çocuklarımızın geleceğini göz önünde bulundurarak kendi alışkanlıklarımızı da değiştirmek birlikte büyümenin ilk adımı olabilir. Okulda verilen eğitim sürecine gelmeden önce evde başlayan sıcak bağın okul desteği ile gelişimi çok daha hızlı filizlenen güzel sonuçlar doğuracaktır. Bilimsel çalışmalar, ebeveynlerin çocuklar için en güçlü sürdürülebilirlik rol modeli olduğunu ortaya koyuyor. Evde yapılan küçük bir kompost denemesi, geri dönüşüm alışkanlığı ya da bir yürüyüşte doğayı gözlemlemek bile çocuğun dünyasında derin izler bırakabilir. Okul ve aile aynı dili konuştuğunda ise çocuklarda çevreye duyarlı sürdürülebilir davranışlar doğal bir yaşam pratiğine dönüşür.
Peki erken yaş çocukluk döneminde ebeveyn ile çocuk arasındaki bu bağın, bu sürecin en zarif, en etkili aracı ne olabilir? Tabi ki kitaplar.
2019 British Council verilerine göre, hikâye temelli öğrenme, kalıcı davranış değişikliğini %60’a kadar artırıyor. Bir kitap, çocuğun kalbine dokunan bir hikâyeyi fısıldadığında; bir salyangozun yavaş adımlarında bile doğanın mucizelerini fark ettirir. Hikâyeler aracılığıyla çocuklar yalnızca doğayı öğrenmez; onunla duygusal bir bağ kurar. Bir karakterin bir ağacı koruması, bir nehir için mücadele etmesi veya bir atığı yeniden kullanmayı başarması çocuğa şu mesajı gönderir: “Sen de yapabilirsin!”
Dil gelişimini destekleyen, hayal gücünü genişleten, merakı besleyen çocuk kitapları, sürdürülebilirlik eğitiminde eşsiz bir rol oynar. Çünkü çocuklar en iyi hikâyelerle öğrenir; duyguya dokunan bilgi en kalıcı bilgidir. Çocuğun doğa ile bağının kurulduğu, çevreye ve çevresindeki canlılara duydukları saygının ilk temellerinin atıldığı, doğaya ve topluma karşı sorumluluk bilincinin tohumlarının filizlenmeye başladığı erken çocukluk dönemi bu nedenle çok değerlidir. Çocuklarımız için sürdürülebilir olmasını hedeflediğimiz bu dünya, çoğu zaman bir kitabın sayfasında açılan küçük bir pencereden içeri süzülen ışıkla aydınlanır.
Geleceği dönüştürmek bir kitapla mümkün olabilir mi? Belki de evet. İlk adım o kitabın sayfalarını çocuklarımızla beraber açmakla başlıyor.